KÜLTÜR VE SANAT DÜNYASI... World of Culture and Art...
ELELE EN GÜZELE.. CUMARTESİ 28.01.2012
TÜBİAD Genel Başkanı www.tubiad.org
Yunus Emre Vakfı Mütevelli Heyet Üyesi
http://www.yunusemrevakfi.com.tr/turkiye/index.php?lang=tr&page=67&anIIcat_2=0&anIIitm_2=5
http://twitter.com/#!/ahmetatan
ESTETİĞİN BAŞLANGIÇ NOKTASI... (1)
Estetiğin başlangıç noktası “inanç”tır. İslam, inanç sahibi olan insan için “güzel’e” tanım getirir. İslam’ın estetik anlayışı, Allah’ın beğenisi ile çok sıkı bir ilişki içindedir. Dünya kurulalı beri, hangi ilahi din olursa olsun, estetiğin tanımını yapmış, sınırlarını çizmiştir. Bu sınırlar içerisinde Âdemoğlu sayısız esereler bırakarak göçüp gitmiştir. Ama geriye inanç yönlendirmesi ile estetik beğeninin kurallarını da bırakmışlardır.
İslam temelinde en güzel olan Allah, en güzel eseri olarak insanı yarattı. Aslında Estetik kuralların tamamı Âdem (a.s.) saklıdır. Ahsen-i Takvim biçiminde yaratılan insan, sadece kendisine bakarak estetiğin kurallarını bilir ve tanımını yapar. İslam estetiğinin temel yapı taşlarını, İslam’a ait değerlerin birliği ilkesi oluşturur. Bu birlik, aynı zamanda yapan ile bakan arasındaki birliktir.
11.ARALIK 2011-İSTANBUL (2)
Kavram olarak estetik,"güzel'i bilimsel olarak ele almak" olarak nitelendirilebilir. Ancak bu tanımlamanın sınırlarını çoktan aşmış bir disiplin olan estetik, sanat, tabiat, insan psikolojisi, sosyoloji, sanatın tarihi, insanlık tarihi, dinler tarihi, siyaset tarihi,antropolji ile sürekli diyalog içinde bulunan bir felsefi ve inançla ilgili teorik, eleştri ve uygulamaların toplamı olarak incelenebilir. Greko-Latin kültürü ekseninde dolaşan Estetik teori; Batı dışındaki kültürlerin sanat ve beğeni düzeylerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Özellikle, islam kültüründeki estetik anlayışın temelini ve sınırlarını "inanç" belirlediği için bu yetersizlik daha da belirgin hal almaktadır.
İslam kültür çevresinde yer alan farklı coğrafyada yer alan medeniyyetlerin ortaya koydukları eserler, islam dünya görüşü yönünde üretilir. Burada sınırsız, sorumsuz bir tasarım ve uygulamaya rastlanılmaz. Türk-İslam Estetiği, Arap-İslam Estetiği, Acem-İslam Estetiği gibi, yerkürenin farklı coğrafyasında yer alan farklı medeniyyetlerin ortaya koydukları sanat eserlerinin ortak paydası vardır. O da; İslam estetiğidir.
İnsan eseri olan sanat tasarım ürünlerininin birinci derecede esin ve etkilenme kaynağı tabiattır. Sanatın estetik kriterlerini tabiat belirler. Tabiat, sanattaki estetik eleştriyi, inanç, inanca bağlı zevk ve hoşa giden değerlerler bağlantısını kurma gibi bir görevi de üstlenmiş olur.
06.01.2012-İSTANBUL (3)
İnanç sistemi ile karşılaştırıldığında "estetik", kavram olarak çok da eskilere dayanmadığı görülür. İnanç ise ister mitoloji ister din olarak incelendiğinde insanlık tarihinden öncesine bağlanabilir. Bu konuda Aristo "Her şeyin bir sınırı vardır. Sonsuzluğun da sınırı vardır. Sonsuzluğun sınırının bittiği yerde O'nun varlığı başlar ki; O'da Allah'tır " der. Gerçekte "Estetik" tamamen madde ve ruh ilişkisinin "güzel'e" dayalı bir kavramıdır. Bir nesneye güzel diyebilmemiz için konu, ruhumuzu nasıl etkilemelidir? Ya da ruhumuz konuyu nasıl yorumlamalıdır? Gösteren, gösterilen gören arasındaki bu ilişki estetiğin tanımını inanç sistemi içerisinde ortaya koyar. Her inancın bir estetik teorisi vardır. Bu görüşten hareketle, İslam kültürünün de bir estetik teorisi vardır. İslam estetiği teorisinin kaynağı, bu inancın kitabı olan kuran-ı Kerimdir. Zamana, mekana, kişilere göre biçimsel birtakım değişiklikler gösterse de;öz'de değişmez. Bu değişmezlik temelinde, müslüman olmayan sanatçı, islama aykırı düşmeyen ürün ortaya koyduğu takdirde, islam sanatı veya islam estetiği tanımı içerisine girebilir. Bunun karştı da düşünülebilir. Müslüman sanatçı olmasına rağmen, islama aykırı ürünler sergilemişse bu da islam sanatı ve estetiği dışında kalır.
15.01.2012 İSTANBUL (Devam edecek)
FATİH SULTAN MEHMED'İN RESSAMLIĞI
Fatih Sultan Mehmed'in sanatçı ressam bir ruha sahip olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım. İstanbul Belediyesi'nin yapmış olduğı "Panorama 1453" Tarih müzesinde gördüm. Genelde yöneticilerin sanatçı ruha sahip olmaları halinde, yöneticilikte de çok başarılı olabilceklerine kesinlikle inanalardanım. Sanat bilimi ekseninde, derslerimde bu görüşümü de öğrencilerimle halen rahatlıkla paylaşmaktayım. "Konsantiniye elbette fetholunacaktır. Onun fetheden Asker ne güzel asker, Onu fetheden komutan ne güzel komutandır." Hadis'i ile Hz. Muhammed'in (asv) övgüsünün muhatabı olmak çok önemli bir olaydı.
Çizen; Fatih Sultan Mehmed (Belge : Panorama 1453-İstanbul)
Mehmed'i Fatih sultan yapan, İstanbul'un fethidir. Fetih de gemilerin sıradışı bir biçimde kullanılmasıydı. Evet düz mantık düşünüldüğünde gemiler sadece denizde yüzdürülürdü. Bu her insanın aklına gelebilecek bir mantık idi. Bizans yöneticileri de haklı olarak böyle düşümüşlerdi. Ancak Fatih Sultan Mehmet sanatçı ruhu ile bu düzmantığın üzerinde bir savaş sanatı ve tasarımında bulundu. Gemileri karadan yüzdürdü. Ve deyim yerindeyse Bizans kalesine ters köşeden çağ kapatıp çağ açan o altın golü attı.
İşte Dünyayın gidişatını değiştiren bu savaş sanatı ve tasarımını ancak sanatçı ruha sahip bir insan yapabilirdi. Bunu Fatih Sultan Mehmed yaptı. Ben Fatihin bu yönünü bilmiyordum. Ama bu tezi inatla savunuyordum. Ve yıllar sonra bu resimlerle karşılaştığımda; haklı çıkmanın gururunu yaşadım. Evet, bu deseni Fatih Sultan Mehmet daha çocukuluğunda çizmişti. Gerçi İstanbul'u henüz çocuk denilebilecek yaşta fethetmişti. Ama çocuk yaşta çizmiş olduğu sanatsal nitelikte olan desenler şehzadem Mehmed'in "Fatih Sultan olacağı" hakkında çok önceden fikir ve bilgi veriyordu...
AHMETATAN - İSTANBUL
19 HAZİRAN 2011
::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::
LEONARDO DA VİNCİ VE MONA LİSA (1)
"İNSANIN YÜZÜ RUHUNUN KİTABIDIR. "
AHMETATAN
Leonardo Da Vinci'nin yapmış olduğu Mona Lisa isimli tablo Dünya'da az bir şey çevreye gözünü açan insan tarafından bilinir. Mona Lisa tablosu sevilir. Mona Lisa tablosu övülür ve önemsenir. Mona Lisa Tablosu sadece sanattan anlayanların değil aynı zamanda anlamayanların da ilgi gösterdiği bir yağlıboya tablodur. Birçok insan kendini sanattan anladığını belgelendirmek için Mona Lisa tablosunu kaynakça olarak göstermeye çalışır. Öyle ki; akla şu soru gelebilir; Leonardo Da Vinci mi Mona lisa isimli tabloyu yarattı, yoksa Mona Lisa İsimli tablo mu Leonardo Da Vinci'yi yarattı?... Eser, sanatçısını yaratabilir miydi?... AncaK şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki; Mona Lisa Leonardo Da Vinci'den daha ünlü ve öndedir… Mona Lisa Tablosunu birçok insan görse hemen tanıyabildiği veya hatırlayabildiği halde pek az insan Leonardo Da Vinci'nin kendi portresini görse tanımaz, hatırlayamaz !... O halde Leonardo Da Vinci kimdir ? Nasıl biridir?.. En azından Leonardo Da Vinci bilinmesi gereken insanlardan biridir… Leonardo Da Vinci, Fatih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul'u Fethinden bir yıl önce, 5 Nisan 1452 tarihinde İtalya'da doğdu. Rönesans döneminin önemli isimleri arasında yerini aldı. Ressamlık yanında; mimar, mühendis, matematikçi, anatomist, müzisyen ve heykeltıraştır. Mona Lisa isimli Tablosu (1503 - 1507) yanında en bilinen eserlerinden bir de; Son Akşam Yemeği'dir (1495 - 1497).
Leonardo, 17 yıl boyunca Milano Dükü için hem resim ve heykeller yaptı, festivaller organize etti, hem de bina, makine ve silah tasarımları yaptı. 1485 - 1490 yıllarında doğa, mekanik, geometri, uçan makinelerin yanısıra, kilise, kale ve kanal yapımı gibi mimari yapılar ile ilgilendi, öğrenciler yetiştirdi. Hiper aktif özelliğinden dolayı ilgi alanı o kadar genişti ki, başladığı çoğu işi bitiremiyordu. 1490 - 1495 yıllarında çalışmalarını ve çizimlerini deftere kaydetme alışkanlığı geliştirdi. Bu çizimler ve defter sayfaları, müzeler ve kişisel koleksiyonlarda toplanmıştır. İşte Leonardo Da Vinci benim gözlemime göre; iyi bir " Sanat Bilim Adamıdır." Bu anlayışa bakılırsa; gerçek sanat adamının bilimin öncüsü olduğu anlaşılır. Çünkü iyi bir sanat insanı, Paul Klee'nin ifadesi ile "Görünen görüntünün ardındaki gerçeği görebilir." Bu nedenle her sanat bilim insanı, Allah'ın, Ruh üzerine çok az şey biliyorsunuz! Dediği konular üzerinde keşfe yönelik çok titiz ve ısrarcı arayışlarda bulunur. İyi bir sanatçı için; görüntü sadece bir araçtır. Asıl olan görüntü bahanesinden yola çıkarak sanatçı kendi iç âlemini insanlarla paylaşmak ister. Bu nedenle Mona Lisa tablosu, konu mankeninden daha öndedir. Leonardo, Mona Lisa'nın fiziki güzelliğini resmederken, gerçekte aradığı; ruh ve mana şifreleri idi…
İnsanın yüzü ruhunun kitabıdır. Onun için insanın siyretinin suretine vurduğu söylenir. Yani insanın yüzü, iç âleminin aynasıdır. Bu aynada, o âlemde olup taşan sevgi, şefkat, kin, nefret çirkinlik, güzellik, iyilik, kötülük, içten pazarlık gibi fırtınaların izlerini görmek mümkündür.
Güzel bir melodi, insan ruhu üzerinde güzel etkiler yaratarak, yüzü güzelleştirebilir. Güzel şeyleri düşünmek yüze derin ve güzel anlamlar yükleyebilir. Belki de Mona Lisa'nın yüz ifadesindeki tebessüm böyle yakalandı. Anlatılır ki; Leonardo Da Vinci, Mona Lisa Tablosunu yapmaya başlamadan önce, Atölyesine Floransa'nın tanınmış şarkıcılarını ve çalgıcılarını toplamış. Bir yanda lirik Napoli şarkıları, neşeli Toskana türküleri çalınıp söyleniyormuş, diğer yanda bunları dinleyen Mona Lisa, Leonardo'nun karşısında oturuyormuş, fakında olmadan güzel şeyler düşünüyor, yüzünde belli belirsiz bir tebessüm ile poz veriyormuş. Artık, Mona Lisa'nın gerçekte manasız yüzü, güzel düşünmeye sevkeden dış müdahalelerle güzel manalarla süslenmiştir.
(yazı devam edecek)
AŞK SIZIM
AŞK SIZIM, AŞK SIZIM,
CANIMI ACITAN AŞK SIZIM,
SEVGİ SELİNDE BOĞULURKEN,
KALBİM KURAK AŞKSIZIM...
11.11.2011
İNSAN OLARAK KALMAK,
İNSAN OLARAK DOĞMAKTAN DAHA ZOR,
DAHA ÖNEMLİDİR.
Ahmet ATAN 14.01.2012
Ana sayfa için seçtiklerim. t.ü.y.b 100x70 cm.
İsterim
Sırtımda taşırken dava yükünü,
Gülsün isterim arkamdan gelenler,
Görmeden zalimin mihnet bükünü,
Varsınlar menzile, dost yarenler.
ahmetatan 29.07.2011
İçi kötü olanın, dışı güzel olmaz,
Katlanır susar ol erenler,
Aşkımın gülü ebedi solmaz,
Yar olur yare şol yarenler.
ahmetatan 20.08.2011
Öteler ötesine bakarım şöyle,
Maksudum, matlubum İlahi öyle,
Aşkım, aklımı neylesin söyle,
Ar olur, yar olur, hal olur böyle.
ahmetatan- 14. 10. 2011
SÜLEYMANİYE'NİN SESİ
Süleymaniye Camii'ne götüren ara sokaklaradan ilerliyorduk. Her bir metrekaresi zaman'ın ruhunu yansıtıyordu. Tarih kokan taş esereler üzerinde gözlerimiz bir bir ilerliyordu. Geçmişten günümüze gelen bu "taş gibi belgelerin" fısıltılarını algılamaya çalışıyorduk.
Ne mutlu bize...
Geçmişini inkar etmemeyi, bir ideolojik görüş olarak yaşaya ve yaşlanagelmiştik.
Öyle bir geçmiş ki; ekonomik ve sosyal statüyü, inanç simgesi mabetlerimizi oya gibi işlemiş Osmanlı...
Süleymaniye'ye yaklaştığımızda; Süleymaniye Vakıf bianısını gördük. Kullanılmadığı her halinden belli sokağa bakan kepenk üzerine yerleştirilmiş ayet-i Kerimelerin mealleri yazılmış. İşin doğrusu, bir tanesi saprtırılarak yazılmıştı. Hafızamda kaldığı kadarıyla şöyle diyordu; Allah'ın rahmeti ile aranıza velileri sokmayın"...
Ve hiç düşünmeden yazana, yazıp asana, astırana, bu zamana kadar o yazının orada asılı kalmasına susana, çok ilginç göndermelerde bulundum. Bunlar Anadolu'nun vehhabileri'dir diye düşündüm.
Bu ne anlama geliyor bilmiyorlar. Bilseler yazmazlardı ya da saptırmazlardı.
Bu, Türk İslam Tarhine yön veren Evliyaları inkardır. Bu seyyid Abdül Kadir Geylanileri, Şah-ı Nakşibendileri, Abdül Halikıl Gücdüvanileri inkardır. Bir sohbetinde Abdul Halikıl Gücdüvani (K.S) Şöye demiş.; " Her kim ki velilere muhabbeti, sevgisi saygısı yoksa, o akşamdan sabaha kadar Allah'ı ansa, O istidraç içindedir. Ama Bir kişinin velilere sevgisi saygısı varsa, o sonundan korkması, sonu güzel olacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle Süelymaniye'nin avlusundan girdik. Ayakkabılarımızı naylon poşetlere koyarak caminin içine girdik.
Muhteşem bir mabedin içerisinde, müthiş bir keyif alıyorduk. Gözlerimiz bir müze konumunda olan iç mimariyi incelerken, kalbimiz binyıllar ötesinden fısıldayan Süleymaniye'nin sesini huzur ve huşu içinde dinliyordu.
10 Aralık 2011 -İstanbul
Kültürel kimlik ve medeniyet
Her insan bir kimlik sahibidir.
İnsan kimdir? Sorusunun cevabı kimlik içerisinde tanımını bulur.
Kimlik, insanın sahip olduğu değerler bütünüdür.
Tanımak ve tanıtmak, bilgilendirmek ya da bilgi almak, önce kimlik ile gerçekleşir…
Ben kimim?...
Biz kimiz?...
Bunlar cevabını arayan ve kabul edilirliği belirleyen çok önemli sorulardır…
Tanışma ve anlaşma bu sorularla başlar…
Bireysel kimlik, kurumsal kimlik, toplumsal kimlik, ulusal kimlik, küresel kimlik…
Bir varlık olarak kendine özgü ve kendini tanımlayan belirti, nitelik ve özelliklerle donanımı sağlayan şartların bütünüdür…
Kültür bir yaşama biçimidir. Bu nedenle Kültürün özü inançta odaklanır.
Kültür insanın tercihlerini belirlediği gibi, tercihleri de; insanın sahip olduğu kültürel kimliğini belirler…
Toplumları meydana getiren insanlardır. O halde insanın sahip olduğu tüm değerler; kültürel kimliği tanımlar. Kültürel kimlik; toplumsal hayatın din, gelenek, düşünce ve ifade dili gibi temel olgularını kendi kapsama alanı içerisine alır. İnsanoğlunun biyolojik özelliklerinin ötesinde sosyal olarak sahip olduğu değerleri, babadan oğula dededen toruna kadar maddi ve manevi değerleri kuşaktan kuşağa aktarır.
Kültür, medeniyetin ikiz kardeşidir. Daha da ötesi; medeniyeti, kültür biçimlendirir. Manevi kültür öğeleri, maddi kültür öğelerine form kazandırır. Bu mimari yapılara yansıdığı kadar insanların giysilerine kadar devam eder. Yani kültür, şehirleşme kadar antropolojik bir yapıyı da tanımlar. Kimi ya da çoğu zaman etnolojik yapıya dolaylı dolaysız etki eder. Öğrenilmiş davranışlardan çok, inanca dayalı zihinsel düşünceler, tercihleri belirler. Kültürün maddi ve manevi öğeleri arasında sürekli bir etkileşim vardır. Birinde meydana gelen bir değişim diğerini de etkiler. Bir yerde kültür, medeniyetin kural ve kriterlerine yön verir. Bu nedenle her toplumun kendine özgü kültürü vardır.
Medeni olmak demek; kültürlü olmak demektir. Paradigmal olarak tanımlanacak olursa; kültürlü olmak demek, medeni olmak demektir. Kültürel kimlik sahibi insan, medeniyetin nimetlerinden bilgili ve bilinçli olarak faydalanan, eğitimli insandır. Kültürel kimlik sahibi olan insan; bilgili, görgülü, zarif ve niteliklidir. Bu tür kültürel kimliğe sahip olan insanların oluşturduğu toplumlar da; medeni olan toplumlardır. Medeniyet kültürel kimlik ile şekillenir. Bundan dolayı sosyal ve siyasi tarihte; medeni toplumlar kavramı yerine, toplumlar; sahip oldukları kültürel kimliğe göre; “Medeniyet” kavramı ile tanımlanmıştır.
Osmanlı medeniyeti, İngiliz medeniyeti, Rus medeniyeti gibi ırka dayalı tanımlar yapılabildiği gibi; Güneşe- Gölgeye ya da coğrafyaya göre; medeniyetlere anlam yüklenmiştir. Örnek; Doğu Medeniyeti, Batı Medeniyeti gibi… Doğu medeniyeti denildiğinde İslam Kültürü, Batı Medeniyeti denildiğinde de Hıristiyan Kültürü anlatılmaya ve anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu farklılıklar, tarih içerisine zaman zaman çatışma nedeni olurken, tıkanma noktasında diyalog zemini oluşturma çabalarına da ihtiyaç duyulmuştur. “Medeniyetler Buluşması “ bu ihtiyaçtan doğan arayış projeleri olarak tanımlanabilir. “Medeniyetler Buluşması” Hiçbir toplumun kültürel kimliğinden vazgeçmeden, insani değerler ekseninde anlaşma sağlanmasıdır. “Medeniyetler Buluşması”, farklı kültürel kimliğe sahip toplumların barış ve huzur içerisinde, yerkürede beraber yaşamasını amaçlar.
Bunda hedef; insanların olduğu kadar, farklı medeniyetlere yönelik “Kalplerin Fethi”dir. Toplum olarak sahip olduğumuz kültürel kimlik çatışmayı değil, buluşmayı telkin ve tavsiye etmektedir.
Bu kültürel kimliği üzerinde en belirgin biçimde yansıtan Yunus Emre Şöyle diyor;
“Ben gelmedim da'vi için benim işim sevi için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim.”
Evet, Sahip olduğumuz kültürel kimliğimizin gereği olarak; insanlığa “ “hizmeti nimet” bilerek gönüller yapmaya geldik. Çünkü inanıyor ve biliyoruz ki; Medeniyet bunu gerektirir.
Prof. Ahmet ATAN
Prof. Ahmet ATAN
Bu gün bildiğimiz her şey, insanın içini aydınlatan bir güneş gibi, dosdoğru Kur'an-ı Kerim'den gelmektedir. "Hat", Allah'ın yeryüzünde kendisine muhatap kabul ederek kullarına gönderdiği İlâhi mektubun harfleridir. "Hat" gerçek anlamda çağları peşinden sürükleyecek kadar çağlar üstü bir İslâm Sanatıdır.
İslam sanatının, üzerindeki muhteşem yansımasının gerçekleştiği " hat sanatı " taşıdığı manevi değerlerin yanında, üst düzeyde estetik yazılardır. Kur'an, Mekke'de indi, Mısırda okundu, İstanbul'da yazıldı, Özdeyişini İslam Sanatı temelinde çözümlemek gerekir. Kur'an harflerinin hat sanatı olarak yazılması, İstanbul'da yaşayan Müslüman sanatçılar eli ile her din mensubunun hayran olduğu bir sanat eseri haline getirilmiştir.
İslam sanatını tanımak ve tanımlamak, bir anlamda Müslüman sanatçıyı tanımak ve tanımlamaktır. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir varlık olan insanın çevresinden etkilenmesi kadar doğal bir şey olamaz. Bu yüzden Müslüman sanatçı herkesten önce, herkesten önde islamdan ve Müslüman toplumdan etkilenir. Bu etkilenmeler sese, söze, harekete, resme, ağaç ve taş işlemelerine direkt ya da dolaylı olarak yansır. Yansımanın niteliğine göre islam sanatı yeni ve farklı tanımlamalarla anlaşılabilir.
Kur'an- ı Kerim'deki harfler tam anlamıyla gerçek bir İslâm Sanatıdır. Sonsuzluk deryasından süzülen o mistik mesajlar, gözümüzden ruhumuza girerken, yüreğimize tatlı bir ürperti vermektedir. Şeyh Hamdullah kırk gün kimse ile konuşmayarak altı yeni üslûpla yazı şekli, "Aklâm-i Sitte" yi meydana getirmiştir. Osmanlı Hattatları şeyh Hamdullah'ı benimsediklerinden asıl Osmanlı yazı Üslûbu ondan gelmiştir.
Hat sanatı harflere yeni biçimler aramaz, bulunmuşun en güzeline ulaşmayı amaçlar. Kural dışına çıkmaya gerek duyulmadığı gibi, bu sanatta deformasyon ve metamorfik müdahaleler hoş karşılanmaz. Bu nedenle sanatçı yenilik aramaz, onun gayesi yazısını kendine seçtiği ustanın yazısından ayrıt edilemeyecek düzeye ulaştırmaktır. Sanatçının yaratıcılığı türlü yazı düzenlemelerinde ortaya çıkar.
Hat'tın kendine has güzelliği ve muhteşem plastik niteliği ile; bizzat kendisi başlı başına bir şaheserdir. Hat'tın bu güzelliğini ve özelliğini keşfeden büyük sanatçılar, artık eserlerine onu kaynak olarak kullanmaktadırlar. Hat sanatı, yazı üzerine kurulmuş olduğu için, ona uzun zaman bir " kaligrafi hüneri" gözüyle bakılmıştır. Batı sanatında soyut resim doğduktan sonra hat sanatının "mistik bir hava içinde gelişmiş estetik bir resim sanatı" olduğunu kabul edenler de mevcuttur. Sanatçılar Allah sözü Kur'an harflerine en güzel biçimi verme çabasıyla duygulara dayalı bir güzellik anlayışı içinde hat sanatının doğmasına öncülük etmişlerdir. Batı dünyasında Pentürel resim sanatı, nasıl Hıristiyanlığın etkisi altında gelişmişse, İslâm dünyasında da hat sanatı, gücünü İslâm dininin zengin kaynaklarından alarak gelişmiştir. Hat sanatı tıpkı resim sanatında olduğu gibi, doğuşundan bu yana gelişerek ekoller türetmiş, bu alanda çok büyük ustalar yetiştirmiştir. Özellikle 15. yüzyıldan sonra Türk hattatlarının elinde altı yüzyıl "mucizevî" gelişmeler göstermiştir. Ünlü ressam Paul Klee diyor ki; " Hayatım boyunca gerçek soyutu aradım ve bir Elif harfinde buldum".
Hz. Muhammed (a.s.v) kendisine gelen vahyi hemen yazdırıyordu. Daha sonra yine yazı yolu ile kopyalamak sureti ile çoğaltılmaktaydı. İbn–i Kesir Fezail-ül Kur'an (s.49) isimli eserinde Hz. Osman'ın çoğalttığı Kur'an nüshalarının güzel, açık ve güçlü bir hat ve kaliteli bir mürekkeple deve derisine yazılmış olduğundan bahsetmektedir.
Kur'an harflerini okumasını bilmeyenlerin bile, hat sanatına soyut resim gözüyle bakması ve ondan; en az bir Pentürel tablo kadar haz duyması, ruhun özlem duyduğu gerçek estetiğe kavuşmasındandır. İnsanlar bu duygularını ancak, pentürün doğacı anlayışını aşalı beri itiraf etmeye başlamışlardır. Artık yeni döneme giriliyor... Dünya'da ve Türkiye'de yıllar boyu az sayıda mensubu bulunan sanat kervanına her gün bir başka sanat adamı girdiği gibi yine yeni bir sanat fikri de giriyor... Sentetik maddenin, bunaltıcı kıskacından kurtulmak isteyen sanat; metafizik âlemin sonsuzluk pınarından avuç dolusu içtiği o ilâhi suyla, susuzluğunu gidermek istiyor...
Filozoflar gibi Astrologlar da; olağanüstü muzicevî ve izah edilemez gibi görünen şeylere artık normal ve sıradan hadiseler gibi açıklamalar getirmeye başlamışlardır... Yıllardır tersine dönen bilim ve sanat dünyasında bir şeyler olmaya başlamış, Bilim ve Sanat adamları ortaya koydukları gerçeklerin tek izah şekli olan "Değişmez doğru" fikrine yönelmesiyle, gerçek kimliklerine doğru adım atmışlardı... İşte bu gerçekten yola çıkması gereken sanatçı için yapılacak tek şey; " Her bir karesi insan kadar sanat eseri olan evrenin güzelliği, gerçek güzel olan Hak'ka ulaşma vesilesi yapılmalıdır. "
Müslüman sanatçılardan bir grubu, İslami eksende tasarılarını hat sanatı üzerinde ifade etme yolunu seçmiştir. Bu tasarımlar, Müslüman sanatçının, inancın yönlendirmesi yanında İslam toplumunun teşvik etmesiyle de plastik olgunluğa ulaşır. Hat sanatçısı, içinde yetiştiği İslami kültürün bir yansımasıdır. Benzer özellikleri paylaşanlar, benzer biçimde düşünürler. İslami Kültür, Hattatın duyuş, düşünüş ve davranış birliğidir. Toplumsal değerlere sadık bir sanatçı, tasarım gücünü ancak bu değerleri işleme yolunda kullanmalıdır. Böylece insanlık ruhunun en zarif tecellilerinden biri, marifetin ta kendisidir. İlahî mesajı günümüz toplumlarına en kestirme yoldan ve en süratli bir biçimde ulaştıracak en güçlü araçlardan biri de hat sanattır.
İnsan zekâsı, islam inancı ile buluştuğunda hem biçim hem de öz açısından çok önemli esereler ortaya koyabilir. Bunu İmadü'l Haseni, Ahmet Karahisari, Hamit Aytaç'ın hat yazılarında görebiliyoruz. Hat ustaları Müslüman sanatçılar; Hat'tın kendisini yazarken, kendi sanatlarını övmektedirler.
Plastik sanatlarda Türk-İslâm estetiğinin en yetkin ifadesi hat sanatı ile kendisini göstermiştir. Türklerin islam ile şereflenmesi ile; Kur'an harfleri estetik unsur halini alarak 8.yüzyılın ortalarında çok önemsenen bir sanat dalı olmuş ve "Türk Hat Sanatı" adını almıştır. Hat sanatının İslam kaynaklarında en özlü tarifi "Hat, cismani aletlerle meydana getirilen ruhani bir hendesedir." İfadesi ile yapılmıştır. Hat sanatı, bu tarife uygun bir anlayış içerisinde asırlar boyu süregelmiştir.
Hat, görünen görüntünün arkasında görünmeyen gerçek olarak, büyük ruhani bir sanattır. Görünen zaten sonuçtur ve görüntünün yeniden bir keşfe ihtiyacı yoktur. Gerçekte "Hat", sanat için vazgeçilmez bir esin kaynağıdır. Kuran Yazısının o sonsuz, sessiz boşluğu, sanat ve bilimin inceleme araştırma alanı olmalıdır.
İnsan, Hat'ta görünen ve görünmeyen âlemlerin derinliklerinde evrenin bilinmezlerini keşfe çalışır. Bu anlayış, İslami bir düşüncenin ürünüdür. İnsan, hat sanatına bakarken, doğanın kimi zaman maddi âleminden bağlarını kopararak, kâinatın sonsuzluğuna açılır. Uzay, mekân ve kâinatın bir "sıfır" anından sonra yaratıldığının kesin ve tartışılmaz ispatından sonra, zamanın "hiç olmadığı" bir an'ın var olduğu da zihinlere yerleşmiş ve böylece sanatta yeni yaklaşımlar, yeni yorumlar ve yeni fikirler gelişmeye başlamıştır.
Hat sadedir. Sadelik ve vahdetten uzaklaşan bir sanat, sanat olmaktan çıkmıştır. Hat sanatı, dış âlemden uzaklaşarak bir ruh halinden haber vermeyi temel prensip edinir. Hat sanatına hâkim olan soyut sanat iradesi, maddeyi ikinci plana atmış, görünmeyeni deneyüstü bir yere yücelterek ona olağanüstü değerler vermiştir. Böyle bir ilkeyi ortaya koyan hat sanatına yön göstermiştir. Hat sanatçısı, dünya ile ahiret arasında bir denge kurmayı temel prensip olarak kabul ettiği takdirde ortaya koyacağı çalışmaların yönü konusunda istikrarlı, kararlı, estetik bir eser kayacaktır. Hattatı ilgilendiren asıl konu, maddeden çok maddenin arkasındaki mana sırrını keşfetmektir. O, kargaşanın hâkim olduğu çokluk fikrinden, birlik fikrine giden derviş gibidir. Hat sanatının hareket noktalarından biri, taklidî güzellikten tahkikî güzelliğe ulaşmaktır. Mecazî aşktan gerçek aşka ulaşmak gibi... "Güzel varsa, güzelden de güzeli vardır." İslam sanatı da yolcuyu en güzele götüren araçlardan biridir.
(Bu makale aylık "mostar dergisi"nde yayınlanmıştır.)
'Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi "Bugünün Seyri Dündendir" Resim Sergisi.
___________________________________
AHMET ATAN KÜLTÜR VE SANAT KULÜBÜ:
Emine Başar Gözütok * Sonnur Özdemir * Selma Kastrat (Priştine-Kosova) * Bengü Bayar * Sibel Panba * Gönül Bozkurt * Melike Aker * Aynur Iyem * Erpolat Zeynep * Ayşe Tayfun * Doğan Yetim * Ruken Kınay * Elif PeKer * Canhür Aktuğlu * Ceren Köseoğlu * Arda Yolgösteren * Berhan Küçükberber * Koray Başarır *Zahide özlük * Sultan Karaağaç * Bülent Özdemir * Ahmet Tapancı * Ayşegül Arat * Yrd.Doç.şemsettin Ziya Dağlı (Akdeniz Üniversitesi) * Nimet Gezer * Sibel Altınsoy * Talha Atan * özlem Atan * Yeliz Börekçi * Yasin Sarısoy * Yrd.Doç. Dr.Hülya Türkgüler Karoğlu (Selçuk Üniversitesi) * Ümit Özkanlı * Merve Tural * Ayşe Derya Kahraman * Ahmet Ferhat Akben * Dr.Pelin öztürk Göçmen * Merve şener * İlknur Yalılı * Seda Özbay * Mehmet Emin Kahraman * Elif Mese * Erdal Yalçın * Banu Güç * Burcu Mutlu * Gülruy şenel * S. Mazhar Erdal * Meriç Atan * Handan Fidan * Canan Karabulut * Eda Helli Günel * Ayşegül Dönmez * Ceren Bektaş * Ayşe Esin * Yrd.Doç. Dr. Uğur Atan (Selçuk Üniversitesi) * B. Raife Tantekin Uzuntaş * Hasan Mankay * Elnara Ahmetova * Kemal Gündoğan * Merih Açıkel * Hasan Moda * Yusuf Girayalp Atan * Burak Mck * Kerime Arslan * Melek Meydanlı * Coşkun Turgut * Barlas Buğra Doğancoşkun * Cemre Akkaya * Öztürk Cihan Selçuk * Şule Eğri * Eşe Arıyürek * Şeyma Temiz * Selen Tülüce * Altan Akbaş * Mete Baçkır * Hüseyin Bilgin * Yasir Şahin * Sevim Akdamar * Ülkü Atan Söylemez * Abdurrahman Pekacar * Filiz Kunt * Zenep Büşra * Ferda Kanat * Ahmet Davut * Muhammed Emin Yazıcıoğlu * Sevda Özbek * Sümeyra İlbey * Özlem Keskin * Ercan Karaömer * Faruk Atan * Abdullah Atan* Zarif Gulu * Kezban Büşra Ocak * Demet Altınışık * Derya Çiraci * Ayşe Çelebi * Bayram Kaya * Axmed Israpilov * Mehmet Kılıç * Erdem Çotur * Muhammed Ali Atan * Karahan Karaömer * Бекир земляО
________________________________________________________________________________________________________________
Dünya'nın [10760] farklı bilgisayardan [70892] defa ziyaret edildi.
TEŞEKKÜRLER...